Posts

Kimin umurunda?

Image
 İNSAN LİMANI🌱 Uzakta bir liman var. Bomboş. Yaklaşmaya çalışıyorum. Yaklaştıkça uzaklaşıyor. Onu rüzgâr uzaklaştırmıyor. Dalga da değil. Onu adı uzaklaştırıyor. Adı: İNSAN LİMANI. Ne garip… Tepesinde demir atmış bir ayna var. Ben yaklaşıyorum, liman uzaklaşıyor. Ben duruyorum, liman yine orada. Ben kaçıyorum, liman peşimden gelmiyor. Belki de bütün hayatımızı yanlış yerde arıyoruz. Hayatım boyunca “bugün” dedim. Bugün başlayacağım. Bugün değişeceğim. Bugün yazacağım. Bugün konuşacağım. Bugün seveceğim. Bugün yapacağım. Fakat o “bugün” hiç gelmedi. Çünkü her bugün geldiğinde onun adını değiştirdim: Yarın. İnsanın kendisine söylediği en büyük yalanlardan biri “daha sonra”dır. Oysa hayat hiçbir zaman daha sonra yaşanmadı. Hayat yalnızca şimdi yaşandı. Ve şimdi, elimizde tuttuğumuzu sandığımız anda bile çoktan geçmeye başladı. Sabır deriz. Birbirimize sabır dileriz. “Sabret.” “Dayan.” “Geçecek.” Sabır bazen insanın acısını taşıyabilmek için tuttuğu son daldır. Bazen nefretini susturu...

SESİN ÖTESİNDE 5: PARADİGMANIN KODU

Image
   KOD Duygu nasıl kodlanır, kod nasıl ifade olur ve insan neden aynı cevabı tekrar tekrar üretir? İnsan her olay karşısında yeniden karar vermez. Çoğu zaman daha önce oluşmuş bir cevabı yeniden çalıştırır. Bir olay gelir. Bir duygu oluşur. Beyin bu oluşumu bir örüntü olarak işler; tekrarlar ve bağlantılar kurar. Zamanla aynı tür olay geldiğinde sistem düşünmez. Kod çalışır. İşte paradigma burada başlar. Paradigma, insanın her defasında yeniden seçtiğini sandığı, aslında önceden kodlanmış bir gerçeklik ve tepki düzenidir.  İLK TAŞ Bir göle taş atıldığında su dalgalanır. Aynı noktaya tekrar tekrar taş atıldığında göl değişmez gibi görünür; çünkü aynı neden aynı dalga örüntüsünü üretir. İnsanda da benzer bir yapı vardır: Sonunda olay geldiğinde düşünce devreye girmez. Kod çalışır. Ve zamanla taşlar gölün dibinde bir yapı oluşturur. İşte paradigma budur.  DUYGU KODLANIR İnsan yalnızca öğrenmez; nasıl hissedeceğini de öğrenir. Sevgi, nefret, korku, güven, tiksinme, yakın...

SESİN ÖTESİNDE 4: SESİN DUYGU İFADESİ

Image
🌱 Duygu nasıl oluşur, nasıl rezonansa girer ve nasıl ifade olur? Bir genin var olması, onun ifade edildiği anlamına gelmez. Genetik bilgi vardır; fakat bu bilgi hücresel süreçler içinde etkinleştiğinde biyolojik bir sonuç ortaya çıkar. Duyguda da benzer bir ayrım vardır. Bir duygu yalnızca hissedilen bir içerik değildir. Organizmanın içinde oluşan bir durumdur. Bu durum sinir sistemi, beden, hormonlar, dikkat, düşünce ve davranışla birlikte hareket eder. Sonra bir biçim kazanır. Kelime olabilir. Ses olabilir. Bakış olabilir. Sessizlik olabilir. Yaklaşma olabilir. Geri çekilme olabilir. İşte burada duygu ifadesi başlar.  “Gen ifadesi biyolojik bilgiyi etkinleştirirken, duygu ifadesi içsel oluşumu bir davranışa, düşünceye, kelimeye veya sese dönüştürür.” 1. DUYGU BİR BİÇİM DEĞİLDİR Duygunun kendisi kelime değildir. Aşk, “aşk” kelimesinden önce vardır. Öfke, “öfke” kelimesinden önce vardır. Nefret, “nefret” kelimesinden önce vardır. İnsan önce duyguyu yaşar, sonra onu tanımlar. Bu ne...

SESİN ÖTESİNDE: 3

Image
SESİN ÖTESİNDE III: YÖNLENDİRME REZONANSI: PERSPEKTİF Aynı resme bakıyoruz ama aynı resmi görmüyoruz. Göz yalnızca görüntüyü almaz; beyin, aldığı verinin içinden bir gerçeklik kurar. Bir yüz görürsün, sonra başka bir yöne bakman söylenir ve aynı yüzün içinde başka bir yüz ya da öpüşen iki figür belirir. Resim değişmemiştir; sen değişmişsindir. Yönlendirme Rezonansı tam burada başlar: «Yönlendirme, algının nesnesini değiştirmez; algının hangi örüntüyü öne çıkaracağını değiştirir.» Perspektif yalnızca geometrik bir açı değil, beynin mevcut veriyi geçmiş deneyimler, beklentiler, duygular ve biyolojik durumla eşleştirerek belirli bir örüntüyü öne çıkarma biçimidir. 1. Resim Aynı, Gerçeklik Farklı Bir görüntünün içinde tek bir anlam bulunmaz. Beyin görüntüyü alır; geçmiş deneyimler, beklentiler, duygular ve mevcut biyolojik durumla eşleştirir. Sonra bir seçim yapar: “Bunu görüyorum.” Oysa görüntü zaten oradadır. Yönlendirme, görünmeyeni yaratmaz; görünür olanın içindeki başka bir örüntüyü ö...

SESİN ÖTESİNDE 2

Image
  YAZI 2 — Kelime Değil, Anlam Rezonans Üretir, temel fikir: Ses tek başına biyolojik dönüşüm yaratmaz. Öğrenilmiş anlamın bedende oluşturduğu duygusal rezonans dönüşüm yaratır. Bir kelime yalnızca hava titreşimi değildir. O kelimeye yüklenen anlam, geçmiş deneyimler, hafıza, beklenti ve duygusal kodlar; bedende farklı nöral ve nörokimyasal süreçleri harekete geçirir. Bu kuramsal yaklaşımda süreç şu şekilde ele alınır: Görsel / Ses / İşaret → Dil → Anlam → Duygusal rezonans → Nöral örgütlenme → Nörokimya → Bilinç ve davranış Yani belirleyici olan, işitilen ses değil; sesin bilinçte dönüştüğü anlamdır. Ses, fiziksel olarak bir dalgadır. Hava moleküllerini iterek ilerler, katı ortamlarda farklı, sıvılarda farklı, gaz ortamında farklı yayılır ve sonunda enerjisi dağılır. Fakat insan deneyiminde ses yalnızca fiziksel bir olay olarak kalmaz. Lisanlar, alfabetik yapılar, dil bilgisi ve semantik ilişkiler aracılığıyla anlam üretir. “Ağaç” kelimesi, fiziksel nesnenin kendisi değildir; nesn...

SESİN ÖTESİNDE

Image
 YAZI 1 — Sesin Ötesinde: Niyetin Önceliği  temel fikri şudur: Ses başlangıç değildir. Ses, daha önce oluşmuş bir niyetin ve duygusal yönelimin dışa yansıyan son aşamasıdır. Bu kuramsal yaklaşımda insan deneyimi şu sırayla ele alınır: Niyet → Duygusal yönelim → Nöral desen → Düşünce → Kelime → Ses Yani işitilen ses, sürecin ilk değil, en geç ortaya çıkan halkasıdır. İnsan çoğu zaman sonucu görür; sesi duyar, kelimeyi algılar, davranışı yorumlar. Oysa bu yaklaşım, görünenin arkasındaki örgütlenmeyi araştırır. Bu yazı, okuyucuyu dışsal sembollerden içsel yapıya yönlendiren bir davettir. Burada amaç, yeni bir inanç sistemi kurmak değildir. Amaç; insanın kendi gerçekliğini hangi görünmez süreçlerle inşa ettiğini sorgulamaktır. Bir insanı değiştiren şey yalnızca duyduğu söz müdür? Yoksa o sözden önce oluşan duygusal yönelim, anlam yükü ve nöral örgütlenme midir? Bu seri, cevabın ikinci alanda bulunduğunu savunur. Çünkü insanın yaşamı çoğu zaman söylediği kelimelerle değil, o kelime...

İNANCIN ACI TOKATI

Image
🌱 Karanlık bir gökyüzünün altında Don Kişot, atının üzerinde duruyordu. Karşısında rahip vardı. Rahibin arkasında ise “gerçek” olduğuna inanan insanlar. Rahip elini kaldırdı. — Onlar yok! Don Kişot sustu. O devler gerçek değil.  O büyülü kaleler gerçek değil. Gördüğün şeyler senin zihninin ürettikleri. Don Kişot başını kaldırdı. Rahibe baktı. Sonra sakince sordu:  Peki seninkiler ne kadar gerçek? Rahip bir an sustu. Çünkü soru basit görünüyordu. Ama değildi. Çünkü Don Kişot artık devleri savunmuyordu. Gerçeğin kime ait olduğunu soruyordu. Rahip öfkelendi. Ben gerçeği görüyorum! Don Kişot gülümsedi. Ben de. Ve tokat geldi. Don Kişot yere düştü. Ama yere düşen yalnızca bir şövalye değildi. Bir insanın inandığı dünyanın, başkasının gerçeği karşısında ne kadar savunmasız olduğu yere düşmüştü. Çünkü kim karar veriyordu? Hangisi gerçekti? Rahibin gördüğü dünya mı? Don Kişot’un gördüğü dünya mı? Çoğunluğun kabul ettiği mi? Yoksa henüz kimsenin adını koyamadığı mı? Cervantes bu soruy...