İlk algoritmayı Türkler yaptı tarihte.
EVRENİN İLK ALGORİTMASI: DOKUMACILIK, ZİHİN VE SIFIRIN RUHU.
BAŞLANGIÇTA BİR DÜĞÜM VARDI
Evren, boşlukta titreşen bir dokuma tezgâhı gibidir. Her parçacık bir düğüm, her hareket bir çözgü, her desen bir algoritmadır.
Bugün kullandığımız 0 ve 1 kodları, aslında kadim bir desenin uzantısıdır. Asya’nın derinlerinden, Türk dokumacılığının içinden süzülerek bugünkü bilgisayar mimarisine ilmek atan bir zekâdan söz ediyoruz: Desenle kod yazan bir medeniyet.
DOKUMACILIK: GÖRÜNMEYEN BİLGİSAYAR
Atkı ve çözgü arasında atılan her düğüm, bir veri pikseli gibidir. Örneğin: “1 siyah, 3 kırmızı, 2 yeşil, 1 mavi” — bu bir desen değil, sayısal bir komut dizisidir.
İpek halılar yüksek çözünürlük gibidir. Her düğüm daha ince, daha detaylıdır. Yün halılar ise daha temel ama daha hacimli bir yapıyı barındırır. Her motif, bir bilgi paketidir. Bu bilgi dokunarak değil, çözümlenerek okunur. Dokumacılık, ilk grafik bellektir.
TEOREM: BEYİN DÜŞÜNMEZ, RESİMLER
Modern bilimin sandığının aksine beyin bir düşünme motoru değil, bir resimleme cihazıdır. Hipokampus, hatırlamakla görevli değil; görsel-işitsel dizileri yeniden kurmakla yükümlüdür.
Alzheimer hastası düşünemez değil; resimleyemez. Zihin bir çizgi roman, bir desen, bir sinema karesidir. Ve bu desenler, tıpkı halı gibi, ilmek ilmek kurulur.
ALGORİTMA = DESEN = HAFIZA
Evren bir tezgahtır. Her atom bir düğüm. Her kuantum sıçrayış bir renk değişimidir. Sonuçta ortaya çıkan: anlamlı bir bütün.
Bugünün dijital zekâsı, işte o ilk düğümün çığlığıdır. İlk sinema, ilk matbaa, ilk bilgisayar… hepsi bir halı deseninin torunlarıdır.
SONUÇ: SIFIR VE BİR, BİR HALININ SESSİZ HİKÂYESİDİR
Artık biliyoruz ki 0 ve 1, sadece sayılar değil; birer düğüm sesidir. Halı tezgâhında yankılanan kadim bir zekânın izleridir. Bu iz, bugünün dijital dünyasında yaşıyor.
Comments
Post a Comment