"RASKOLNIKOV’UN NÜKLEER ÇANTASI
İNSANLIK FITRATI VE TEKİL GÜÇ MANİFESTOSU
"Açlık Başladığında Erdem Susar, Güç Tekleştiğinde Kıyamet Başlar"
I. Tokluk Erdemi ve "Suç ve Ceza" Paradoksu
İnsanın "Ben çalmam, ben haksızlık yapmam, ben öldürmem" beyanları, karnı tok ve güvenliği yerinde olan bir canlıdan çıkan yankılardan ibarettir. Dostoyevski’nin "Suç ve Ceza" eserindeki Raskolnikov, sadece bir cinayet işlemedi; aslında insan beyninin nasıl bir "bozulabilir program" olduğunu kanıtladı.
"Ben öldürmem" diyen modern insan, henüz Raskolnikov gibi bir çıkmazın içine düşmemiş, açlıkla veya aşağılanmışlık hissiyle programı bozulmamış insandır. Dostoyevski bize gösterdi ki; insan zihni kendi suçunu meşrulaştıracak bir algoritma üretmekte ustadır. Açlık başladığında veya bir "üstünlük" sanrısı zihni ele geçirdiğinde, tüm Rönesans değerleri saniyeler içinde çöker.
II. Teolojik Eşitlik vs. Biyolojik Ego
İlahi bildirgede yazan "TANRI HERKESİ EŞİT YARATTI" ilkesi, teolojik bir düzendir. Ancak bu madde, dünyada insanın "Bölge İşaretleme" ve "Ego" duvarına toslar. İnsan doğası gereği toprak, mal ve mülk üzerinde "mutlak hakimiyet" kurma arzusu taşır. Hayvanların sınırlarını işaretlemesi gibi, insan da mülkiyetiyle var olur. Bu yüzden eşitlik sadece bir arzu olarak kalır; çünkü birinin "daha fazla" olması, diğerinin "köle" olması demektir.
III. Modernitenin Maskesi: Rönesans'tan VIP Sınıflara
Rönesans’ın birey devrimi veya 70'lerin özgürlükçü Hippi akımı, insan fıtratındaki ilkelliği yok edemedi; sadece onu şık kıyafetlerle paketledi. İlkel insanın "yağma, tecavüz ve öldürme" dürtüsü, bugün modern savaş makineleriyle ve finansal kölelik sistemleriyle devam ediyor.
Trenlerdeki 1. sınıf, uçaklardaki VIP odaları; aslında modern dünyada kimlerin "yaşamaya değer" görüldüğünün ilanıdır. Bu bir devrim değil, kast sisteminin dijitalleşmiş halidir.
IV. "Dünyanın Sahibi" ve Duygusal Nükleer Tehdit
Gelecekte "Dünyanın En Zengin Adamı" sıfatı yerini "DÜNYANIN SAHİBİ" sıfatına bırakacaktır. Bu, insanlık için nihai tehlikedir. Gücün tekleşmesi, o tek kişinin "bozulabilir" beyninin insafına kalmaktır.
Bir aşığın "Senin için dünyayı yakarım" demesi, insandaki tutkunun ne kadar yıkıcı olabileceğinin kanıtıdır. Bu ilkel duygu, dünyayı yok edecek nükleer kodlara sahip bir "Sahip"in elinde olduğunda, bir cinnet anı tüm gezegenin sonu olabilir. İnsan fıtratı teknolojik hızıyla uyumlu değildir; duygularımız hala mağara döneminin vahşiliğini taşırken, silahlarımız tanrısal güçtedir.
V. 50 Yıl Sonra: Su, Gıda ve Nihai Kölelik
50 yıl sonra kapımızı çalacak olan su kirliliği ve gıda kıtlığı, "Dünyanın Sahibi"nin elindeki en büyük koz olacaktır. Kaynakların tek bir merkezden yönetildiği bir dünyada, hürriyet ve eşitlik kavramları tamamen silinecektir. "Sahip" olan kişi, fıtratındaki o en ilkel hükmetme dürtüsüyle, yaşamsal kaynakları sadece itaat karşılığında sunacaktır.
SONUÇ: PROGRAMIN İFLASI
İnsanlık tarihi, aynı ilkel fıtratın daha büyük ölçeklerdeki tekrarıdır. Ne hukuk, ne din, ne de sanat insanın "aç kaldığında çalacağı, öfkelendiğinde öldüreceği" gerçeğini değiştirebilir. Güç tekleştiğinde ve "Dünyanın Sahibi" ortaya çıktığında, bu ilkel programın bozulması tüm dünyayı beraberinde yakacaktır.
Comments
Post a Comment