SUSKUNLUK
Yıldızlarda SUSKUNLUK var.
Bu yüzden gece, karanlık olduğu hâlde insanı düşündürür.
Suda SUSKUNLUK var.
Bu yüzden derinlik, yüzeyden daha fazla şey saklar.
İnsanda da SUSKUNLUK var.
Belki de insanın en gerçek cümleleri, dudaklarından çıkanlar değil; içinde uzun süre çıkamayanlardır.
Bir kılıç suskundur.
Bir kalem suskundur.
Bir kelime bile, söylenene kadar suskundur.
Öyleyse insanı değiştiren şey nedir?
Demir mi?
Mürekkep mi?
Ses mi?
Hayır.
Onlara yön veren, görünmeyen niyettir.
Aynı kelime, bir insanı iyileştirebilir.
Aynı kelime, bir insanı karanlığa gömebilir.
Çünkü zehir seste değildir.
Zehir, sesin arkasında saklanan gölgededir.
İnsan çoğu zaman söylenenlerden değil, söylenmeyenlerden etkilenir. Bir bakışın eksikliği, yarım kalan bir cümle, cevapsız bırakılan bir soru… Bazı sessizlikler, en yüksek çığlıktan daha uzun yaşar.
Bu yüzden suskunluk her zaman boşluk değildir. Bazen bir düşüncenin olgunlaşmasıdır. Bazen kırılmış bir güvenin kabuğudur. Bazen de insanın, kendine bile söyleyemediği gerçeği içinde taşımasıdır.
Gece gökyüzüne baktığımızda yıldızların sesini duymayız; ama onların varlığı yönümüzü değiştirebilir. Derin su konuşmaz; yine de içine bakanı kendisiyle yüzleştirir. İnsan da böyledir. En derin izleri bazen konuşanlar değil, sessiz kalanlar bırakır.
Ve belki de hayatın en büyük yanılgısı, sessiz olanı etkisiz sanmaktır.
Oysa bazı sessizlikler kaybolmaz; insanın içinde konuşmaya devam eder.
İşte ben buna SUSKUNLUK diyorum.
Sesin yokluğu değil,
duyulamayanın içimizde yaşamaya devam etmesi.
🌿
“Bu yazıya ilham veren sayın: canan akyüz e çok teşekkür ederim.”
E.G SERIES c 2026
Comments
Post a Comment